Vizyon

KÜRESEL TİCARET DİNAMİKLERİ DÖNÜŞÜRKEN TÜRKİYE’NİN YENİ ROLÜ

Admin 12 Jun 2026 56
Vizyon | 9 dk okuma

KÜRESEL TİCARET DİNAMİKLERİ DÖNÜŞÜRKEN TÜRKİYE’NİN YENİ ROLÜ

A
Admin
12 Haziran 2026 · 56 · Sayı 40 — Sayfa 40
Business Diplomacy - Sayı 40 Sayfa 40

Küresel ticaretin BANI ve RUPT dinamiklerine evrildiği yeni dönemde Türkiye, AB ile derinleşen mevzuat uyumu, stratejik konumu ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşümü sayesinde küresel değer zincirlerinde kritik bir konum elde etmeye hazırlanıyor. ZORLU KÜRESEL DİNAMİKLER Son yıllar belki de dünya tarihinde uluslararası ticaret dinamiklerinin hiç olmadığı kadar sık, çeşitli ve derin dönüşümlerinin yaşandığı, öngörülerdeki belirsizliğin, yaptırımların ve regülasyonların ani değiştiği, ertelendiği bir dönemi şekillendiriyor. Ayrıca Çin’in zaman zaman agresif olarak nitelendirilen, yeni tür ticaret açılımı politikaları da pek çok sektörde rekabet zeminini kökten dönüştürüyor. Artık sadece alışıldık şekilde yenilenebilir enerji, telekomünikasyon ve lojistik altyapıda değil, otomotiv ve beyaz eşya dahil tüketici elektroniği gibi alanlarda da pazar payını genişleten, aşırı kapasiteyi ihracat ve doğrudan yatırım yoluyla eritmeye özen gösteren bir Çin var AB, Türkiye ve ABD ticaret üçgeninde. Ülkeler arasında çeşitli çatışmaların arttığı bir dönemde artık geçmişin VUCA (Değişkenlik, Belirsizlik, Karmaşıklık, Muğlaklık) atmosferinden BANI (Kırılgan, Kaygılı, Doğrusal Olmayan, Anlaşılması Zor) ve RUPT (Hızlı, Öngörülemez, Paradoksal, İç İçe Geçmiş) zeminine doğru hızlı bir kayış gözlemleniyor iş dünyasında da. Avrupa bu yeni döneme ABD’den biraz daha farklı tepki veriyor. ABD’de sert bir dışlama eğilimi daha yüksekken, kısmen aynı güdüye sahip olan Avrupa’nın kontrollü rekabet, yavaş yerelleştirme ve önceden çizilmiş yol haritalarını çok değiştirmeme eğilimi öne çıkıyor. Burada Avrupa’nın yeşil dönüşüm hedefleri, yerli sanayisinde yaşanan zorlukla ve çok ciddi ek yatırım ihtiyacı, Çin teknolojisinin tüketici fiyatları ve günlük işleyiş için faydaları gibi gerekçeler temel argümanlar arasında sayılabilir. Ancak belirtmek gerekir ki AB çapında ana politikalara kıyasla AB üyesi ülkeler arasında ulusal düzlemde tutarsızlıklar da gözlemlenebiliyor. Yine de AB tıpkı bir transatlantik gibi, ana rotasını çok değiştirmeden, daha sınırlı manevralarla ilerleyerek öngörü konusunda özenli davranmaya çalışıyor. AB REKABETİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ATILIMI Burada AB’nin özellikle sürdürülebilirlik alanındaki düzenlemeleri kritik bir konum üstleniyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve SKDM (Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması) ile 2019 sonunda güçlü bir çıkış yapan yeni çerçeve, 2025 yılında açıklanan Avrupa Temiz Sanayi Mutabakatı ve 2026 yılında Sanayi Hızlandırma Yasası ile hızla yeni bir şekle kavuşuyor. Bu yolculukta yeni taslak mevzuat adımı olan Made in Europe (Made in EU / Avrupa’da Üretilmiştir) ise kritik bir başka mücadele alanı oluşturdu. Türkiye’nin de bu kapsama alınabileceği yönündeki ilk işaretler ise son derece olumlu ama henüz yeni başlayan bir müzakere olarak okunmalı. Özellikle bu son adım, Türkiye’nin hem bu alanda hem de özellikle serbest ticaret anlaşmaları ile ticari genişlemesini ilerleten AB ile Gümrük Birliği Anlaşması’nı revize ya da modernize etme çabasını, bu yöndeki iştahını daha da güçlendiren bir adım oldu. Bu noktada resmi eksik bırakmamak için dikkat çekmek gereken bir seri mevzuat da CSRD (Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi) ve CSDDD / CS3D (Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi) ile etkileşimli biçimde ilerliyor. Dikkat çekmek gerekir ki; özellikle son dönemde Omnibus paketleri ile kapsam ve takvim açısından çeşitli değişikliklere uğrasa da bu iki ana mevzuat alanı için kritik hedefler hala sabit. Bunların finans ve ilgili diğer ayaklarda tamamlayıcısı olarak değerlendirebileceğimiz AB Taksonomi Regülasyonu, SFDR (Sürdürülebilir Finansman Açıklama Yönetmeliği), EUDR (AB Ormansızlaşma Yönetmeliği) ve ESRS (Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) gibi etkileşimli diğer mevzuat için de aynı değerlendirme yapılabilir. Özetle Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı, dijitalleşmeyi de kapsayan ikiz hedefler ile Avrupa’nın Yeni Endüstriyel Stratejisi’nin için en kritik unsuru olarak tanımlayan AB, bu yöneliminden vazgeçmiş değil. AB, kaybetmekte olduğundan endişe ettiği uluslararası rekabet gücünü arttırmak için temel unsur olarak bu dönüşümü sürdürme gayretinde. TÜRKİYE’NİN AVANTAJI İşte Türkiye de, kendi rekabet gücünü koruyarak geliştirmek için Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip ederek neredeyse tam uyumlu bir şekilde kendi mevzuatını dönüştürmeye özen gösteriyor. Bu zorlu süreçte bir yandan kendi ETS’sini yani Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi’ni kurmak için İklim Kanunu’nu kabul ederek ikincil mevzuat taslaklarını yayımlarken, diğer yandan da akreditasyon ve doğrulama hizmetleri, karbon emisyonu hesaplama yöntemleri ve AB ETS, AB SKDM ve Türkiye ETS’si arasında güçlü uyum sağlanması için AB ile müzakerelerini sürdürüyor. Bu süreçte Avrupa Komisyonu’nun Made in Europe önerisinde Türkiye’nin de bu atılımın parçası olması için şimdiden zemin oluşturmuş olması kritik öneme sahip. Bir sonraki aşamada iki tarafta da kamu alımları mevzuatının daha uyumlu hale getirilmesi söz konusu olacaktır. Ayrıca Türkiye hızlı mevzuat uyumunu sadece AB düzleminde değil, küresel düzlemde de sürdürüyor. Türkiye, IFRS’in (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları Vakfı) ISSB, yani Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu tarafından yayımlanan küresel standartlarını (IFRS S1 ve S2) 1 Ocak 2024 itibarıyla uygulanacak şekilde ulusal mevzuatına entegre ederek (TSRS 1 ve TSRS 2) zorunlu uygulamayı başlatan dünyadaki ilk ülkelerden biri olma özelliğini taşıyor. Böylece Türkiye’de kurulu şirketler ABD dahil çeşitli pazarlardaki ticari ve finansal dinamiklere daha kolay adapte olabiliyor. Başka bir ifade ile, tıpkı Çin’in Avrupa’nın yeşil dönüşüm ve maliyet baskılarını geçtiğimiz süreçte iyi okuduğu söylenebileceği gibi, Türkiye de AB’nin bu dönüşümünün farkında ve yakından takipçisi olmaya devam edecek. Çin’den belki de en temel farkı ise, Türkiye’nin AB nezdinde Aday Ülke olması ve AB ile aktif bir Gümrük Birliği ilişkisi bulunması. Ayrıca AB’ye tamamlayıcı nitelikte demografik ve jeopolitik unsurları, stratejik lokasyonu da barındırıyor olması. AB ile mevzuat uyumu ve ticari anlaşmalar alanında yeni başarılar kazandıkça Türkiye ulusal ve uluslararası yatırımlar için önemli avantajlar sağlamaya devam edecek, hatta Türkiye’de kurulu sanayi şirketleri için uluslararası arenada daha güçlü rekabet imkanı kazanacaktır. Küresel ticaretin, basit bir dönüşümden ziyade stratejik bir yeniden kalibrasyon sürecine girdiği bu dönemde, rekabet gücünü sürdürülebilirlik ve öngörülü regülasyonlarla uyumlu hâle getirebilme becerisi belirleyici bir avantaja dönüşmektedir. Bu dönüşen zeminde, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yakın mevzuat uyumu; stratejik konumu, sanayi derinliği ve küresel standartları benimsemesiyle birleştiğinde, iş sürekliliği ve büyüme için benzersiz bir platform sunmaktadır. İş dünyası açısından bu dönem yalnızca dayanıklılık değil; bilinçli ortaklıklar kurmayı, uzun vadeli yatırım perspektifleri geliştirmeyi ve küresel değer zincirlerini şekillendiren dönüşüm gündemlerine proaktif biçimde dâhil olmayı gerektirmektedir.  

Paylaş

Vizyon kategorisindeki yazılardan haberdar olun

Bu kategoride yeni bir yazı yayınlandığında e-posta ile bilgilendirilirsiniz.

İlgili Yazılar

Bültene Abone Ol

Haftalık analiz ve haberleri e-postanıza alın.