Türkiye’nin İlk İklim Kanunu: Yeşil Dönüşümde Yeni Bir Dönem
B
Business Diplomacy
Türkiye, 9 Temmuz 2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan ilk İklim Kanunu ile birlikte iklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir döneme adım attı. 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda kamu ve özel sektörün dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan bu kanun, sürdürülebilir kalkınmanın yasal temelini oluşturuyor. Kapsamı yalnızca şirketlerle sınırlı olmayıp; eğitim müfredatının güncellenmesi, karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin geliştirilmesi, geri dönüşüm ürünlerinin kamu ve özel sektörde zorunlu hale getirilmesi, iklim değişikliği teşvik mekanizmalarının devreye alınması ve Yeşil Taksonomi’nin kurulması gibi geniş düzenlemeleri de içeriyor. Bu kapsamda, Ulusal Katkı Beyanı da önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. İklim Değişikliği Başkanlığı koordinasyonunda hazırlanan ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası’na sunulan bu belge; Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını azaltma ve iklim değişikliğine uyum hedeflerini, uluslararası standartlara uygun şekilde belirleyerek uyum sürecinin stratejik yol haritasını oluşturuyor.
Geniş bir çerçeveye sahip Kanun, özellikle iş dünyası açısından, yalnızca bir uyum zorunluluğu değil; yeşil dönüşüm yoluyla küresel pazarlarda rekabet gücünü artırabilecek stratejik bir fırsat niteliği de taşıyor. “Kirleten öder” ilkesi doğrultusunda işletmelerin sera gazı emisyonlarına maliyet yükleyen sistem iki ana modelle uygulanmaktadır:
- Karbon Vergisi: Ton başına sabit ücret (örneğin, 1 ton CO₂ salımı için 25 €).
- Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): Devlet tarafından belirlenen emisyon sınırı dâhilinde firmalara tahsis edilen hakların alınıp satılması. Örneğin, belirlenen sınırın altında karbon salımı yapan bir çimento fabrikası, elindeki fazla emisyon hakkını başka bir firmaya satarak gelir elde edebilir. Karbon salımı sınırını aşan şirketler bu yolla ek maliyet ödememek için emisyonlarını azaltmak zorunda kalacaktır.
- Bireylere karbon vergisi getirmemekte,
- Tarım ve hayvancılığı yasaklamamakta,
- Yapay et üretimini teşvik etmemekte,
- Doğa temelli çözümleri teşvik etmekte,
- Endüstriyel emisyonlara odaklanmaktadır.
- Karbon ayak izlerini ölçmeye ve düzenli olarak raporlamaya başlamalı,
- Emisyon azaltımına yönelik teknik ve operasyonel yatırımlar planlamalı,
- Karbon kredisi ve yeşil finansman kaynaklarına erişim stratejileri geliştirmeli,
- Tedarik zincirinin her aşamasında sürdürülebilirlik kriterlerini uygulamalıdır.
Görüş kategorisindeki yazılardan haberdar olun
Bu kategoride yeni bir yazı yayınlandığında e-posta ile bilgilendirilirsiniz.
Önceki Yazı
Musikimizde Bir Öğrenme ve Aktarım Biçimi: Meşk
Sonraki Yazı
40. Yılımızla Eriştiğimiz Olgunlukla Yolumuza Devam Ediyoruz