JEOPOLİTİK RİSKLER ORTASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ
2020 yılında salgınla başlayan küresel belirsizlik ortamı, 2022 yılında Rusya- Ukrayna savaşının başlamasıyla küresel enerji ve gıda sektörlerini olumsuz etkileyerek hem bu sektörlerdeki fiyat artışlarıyla küresel enflasyonu tetiklemiş hem de tedarik zincirlerindeki bozulmalara sebebiyet vermiştir. Bu belirsizlikler devam ederken, 2023 yılında başlayan İsrail-Filistin savaşı küresel enerji piyasasını derinden etkilemiştir. Küresel enerji ticaretinde Süveyş Kanalı, Hürmüz Boğazı gibi önemli geçiş güzergâhlarının etkilenmesiyle küresel enerji piyasasındaki olumsuzluklar sadece enerji fiyatlarındaki artış ile sınırlı kalmamış, enerji tedarikindeki sorunlar ve yeni enerji koridorları da gündeme gelmiştir. 2025 yılında ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde başlatılan ithalata yönelik gümrük vergileri ve ticaret savaşları, küresel ticarette bir yandan belirsizliği artırmış, bir yandan da küresel ticaretin maliyetini yükseltmiştir. Son olarak, 2026 yılında ABD/İsrail ve İran savaşı ise belirsizliklerin artarak devam etmesine, küresel enerji fiyatlarının artmasına ve enerji tedariğinde kısıtlamalara yol açarak küresel ekonominin ve ticaretin artmasındaki en önemli engellerden birisi olmuştur.
Tüm bu gelişmeler ülkemiz ekonomisini de olumsuz etkilemiştir. Ancak ülkemizin ekonomisini değerlendirirken 2023 Haziran ayından beri uygulanmakta olan enflasyonla mücadele programı kapsamında yüksek finansman maliyetleri ve finansmana erişim sorunlarını da göz önünde bulundurmalıyız.
Özetle, hem yurt içi gelişmeler hem de yurt dışı kaynaklı artan jeopolitik risklerin getirdiği yüksek enerji fiyatları, artan korumacılık önlemlerinin yol açtığı ticaret savaşları ve artan gümrük vergileri, Türkiye ekonomisinin büyüme, enflasyon ve dış ticaret dengelerini olumsuz etkilemiştir. İhracat gelirimiz artmasına rağmen, miktar ve fiyat hareketlerine bakıldığında ihracatımızın ihracat fiyat endeksindeki artıştan kaynaklandığı; miktar endeksindeki yıllık artışların 2024 yılı başından beri sürekli azaldığı ve son yıllarda negatife döndüğü görülürken, fiyat endeksinin ise 2021 yılında 100 iken 2026 yılı başlarında yüzde 35 oranında artarak 135 seviyesine yükseldiği görülmektedir. Küresel gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki bir diğer etkisi de uygulanmakta olan dezenflasyon programını zaman zaman sekteye uğratması ve enflasyon beklentilerini olumsuz etkileyerek sürecin yavaş işlemesine sebep olmasıdır. Enflasyon beklentilerindeki kötüleşmeye paralel olarak, enflasyonun beklenen hızının düşmemesi TCMB’nin faiz indirimi sürecini de olumsuz etkilemiştir. 2024 yılı sonunu yüzde 50 ile kapatan TCMB politika faizi sonrasında kademeli bir şekilde indirim sürecine girmiştir. Ancak enflasyondaki düşüş beklenen hızda olmayınca, TCMB'nin politika faiz indirimi ve buna bağlı olarak finansman maliyetleri de yüksek kalmaya devam etmekte; bu da özellikle sanayi sektörünün rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir. Sonuç olarak, jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda faaliyet gösteren iş dünyası, yurt dışı kaynaklı artan enerji maliyetleri ve artan belirsizlik ve küresel korumacılık eğilimleri, yurt içinde ise yüksek enflasyon ve finansman maliyetleri nedeniyle ciddi bir rekabetçilik baskısı altındadır. Bu sorunlar ihracatın ve büyümenin azalmasına, dış ticaret dengesinin kötüleşmesine ve enflasyonla mücadeleyi sekteye uğratmaktadır. Bu süreçte özellikle en çok etkilenen sektör olan imalat sanayisinin artan maliyetlerinin rekabetçiliğine olan etkisinin azaltılması, finansmana erişim imkânlarının artırılması ve diplomasi faaliyetleriyle korumacılığın arttığı bir ortamda firmalarımıza yeni alanlar açılması önem arz etmektedir.
Finans kategorisindeki yazılardan haberdar olun
Bu kategoride yeni bir yazı yayınlandığında e-posta ile bilgilendirilirsiniz.
JEOPOLİTİK GERİLİMLERE RAĞMEN DIŞ TİCARETTE DENGEYİ ENERJİ VE SAVUNMA SANAYİSİ KORUDU
GÜVEN REKABETİ: YENİ DÖNEMDE ŞİRKETLERİ AYRIŞTIRAN GÖRÜNMEZ GÜÇ